Her dilde atasözleri ve deyimler kullanıldığı gibi İngilizcede de anlamlı cümleler kurabilmek ve anlayabilmek için İngilizce deyimleri de öğrenmeniz gerek. Örneğin, yabancı biriyle konuşurken size “kediyi çantadan çıkarmak” dediğinde, bunun bir deyim olduğunu ve “ağzınızdaki baklayı çıkarmayı” kastettiğini bilmeyebilirsiniz. Bu yüzden günlük hayatınızı kolaylaştırmak için sıklıkla kullanılan İngilizce deyimleri sizler için derledik.

 

 

 

 

 

  • The best of both worlds: İki iyi şeyi bir arada yapabilmek. Örnek: “He lives alone and works hard. So he gets the best of both worlds.”

 

 

 

 

 

 

  • Call it a day: Bir eylemi sonlandırmak anlamına gelir.

Örnek: “We can’t call it a day without finding the children.”

 

 

 

 

 

 

  • Get out of hand: Kontrolden çıkmak anlamına gelir.

Örnek: It’s getting out of hand.

 

 

 

 

 

 

  • A blessing in disguise: Her şeyde bir hayır vardır.

Örnek: Losing that job was a blessing in disguise really.

 

 

 

 

 

 

  • Go back to the drawing board: Sil baştan başlamak.

Örnek: We need to go back to the drawing board.

 

 

 

 

  • Long story short: Bir şeyi kısaca söylemek anlamına gelir. “Uzun lafın kısası” denilebilir.

Örnek: Long story short, I want to talk to her.

 

 

 

 

 

 

  • Hit the sack: Kafayı vurup yatmak anlamında kullanılır.

Örnek: I’ going to hit the sack.

 

 

 

 

 

 

 

  • Miss the boat: Fırsatı kaçırmak, gemiyi kaçırmak anlamına gelmektedir.

Örnek: We can’t miss the boat.

 

 

 

 

 

 

 

  • On the ball: Becerikli, akıllı olmak

Örnek: I got an A+ on my test so I was on the ball that day.

 

 

 

 

 

 

  • A dime a dozen: Değersiz, bini bir para anlamlarına gelmektedir.

Örnek: Excuses are a dime a dozen.

 

 

 

 

 

 

 

  • A piece of cake: Çocuk oyuncağı anlamına gelmektedir.

Örnek: Should be a piece of cake for you.

 

 

 

 

 

 

 

  • Let the cat out of the bag: Ağzındaki baklayı çıkarmak, patavatsızca pot kırmak anlamlarına gelir.

Örnek: I wonder who let the cat out of the bag.

 

 

 

 

 

 

  • A perfect storm: Olabilecek en kötü durum anlamına gelir. Cümle içinde kullanılır.

Örnek: It seemed a bit like a perfect storm.

 

 

 

 

 

 

 

  • Bark up the wrong tree: Yanlış kişiyi suçlamak, yanlış seçim yapmak anlamına gelir.

Örnek: My mother barked up the wrong tree when she accused me of stealing. It was my sister!

 

 

 

 

 

 

  • Break the ice: Havayı yumuşatmak anlamına gelir.

Örnek: Ask her what her fovourite movie is to break the ice.

 

 

 

 

 

 

  • Give someone the cold shoulder: Birini görmezden gelmek, soğuk davranmak anlamına gelir. Cümle içinde kullanılır.

Örnek: She’s been giving me the cold shoulder lately.

 

 

 

 

 

 

  • On a wild goose chase: Amaçsızca bir şey yapmak, olmayacak bir şeyin peşinden koşmak anlamına gelir. Cümle içinde kullanılır.

Örnek: He looking for his lost phone may be on a wild goose chase.

 

 

 

 

 

 

 

  • On thin ice: Tehlikeli bir durumda olmak anlamına gelir. Cümle içinde kullanılır.

Örnek: If you keep arriving late to work, soon you’ll be skating on thin ice.

 

 

 

 

 

 

 

  • By the skin of your teeth: Kıl payı anlamına gelir. Cümle içinde kullanılır.

Örnek: The ones who lose wars by the skin of their teeth.

 

 

 

 

 

 

  • Do something at the drop of a hat: Bir şeyi öncesinde planlayarak yapmak anlamına gelir. Cümle içinde kullanılır.

Örnek: If you do something at the drop of a hat, you do it suddenly and easily.

 

 

 

 

 

 

 

  • Lend a hand: Yardım eli uzatmak. Cümle içinde kullanılır.

Örnek:  I hope I can lend a hand.

 

 

 

 

 

 

 

  • Money doesn’t grow on trees: Para kolaylıkla kazanılmıyor anlamında kullanılır.

Örnek: Money doesn’t grow on trees, you have to accept this.

 

 

 

 

 

 

 

  • Tighten your belt: Masrafları kısmak anlamında kullanılır.

Örnek: At the end of month, I have to tighten my belt.

 

 

 

 

 

 

 

  • Walking on air: Sevinçten havalara uçmak anlamına gelir.

Örnek: I felt like walking on air.

 

 

 

 

 

 

 

  • The apple of my eye: Gözümün bebeği anlamına geliyor.

Örnek: My love, the apple of my eye, please don’t be afraid.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  • Finding a needle in a haystack: Samanlıkta iğne aramak deyimiyle aynı anlama geliyor. İmkansız bir şeyler için kullanılır.

Örnek: I’m looking for needle in a haystack.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  • A little bird told me: Kuşlar söyledi deyimiyle aynı anlamda kullanılır.

Örnek: Little bird told me you were moving back home.

 

 

 

 

 

 

  • Reach the stars: Zoru başarmaya çalışmak anlamına geliyor.

Örnek: Let’s make the plan to reach the stars.

 

 

 

 

 

 

  • Out of the blue: Birden bire anlamında kullanılıyor.

Örnek: I mean, out of the blue, all of a sudden, he wants to cash out?

 

 

 

 

 

 

  • Hit the road: Yola koyulmak anlamında kullanılır.

Örnek: Time to hit the road.

 

 

 

 

 

 

 

  • Jump through hoops: Çok sayıda engelle karşılaşmak.

Örnek: He jumped through hoop for a while.

 

 

 

 

 

 

 

  • A hard nut to crack: Anlaşılması güç insan, eşya veya başka bir şey.

Örnek: You are a hard nut to crack.

 

 

 

 

 

 

 

  • Ants in one’s pants: İçi içine sığmayan, huzursuz anlamında kullanılır.

Örnek: My 8 year-old son has ants in his pants.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  • Don’t give up the day job: Bu işte pek iyi değilsin anlamına gelir.

Tek başına kullanılır.

 

 

 

 

 

 

 

 

  • Don’t put all your eggs in one basket: Yaptığın şey çok riskli anlamına gelir.

Tek başına kullanılır.

 

 

 

 

 

 

  • Break a leg: İyi şanslar anlamına gelir.

Cümle içinde kullanımı uygun değildir, tek başına kullanılır.

 

 

 

 

 

  • Easy does it: Acele etme, yavaş, dikkatli ol anlamlarına gelir. Tek başına kullanılır.

 

 

 

 

 

 

 

 

  • Hang in there: Vazgeçme, pes etme, sık dişini anlamlarına gelir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  • It’s not rocket science: O kadar da zor değil anlamına gelir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  • Pull yourself together: Sakin ol, kendini topla anlamına gelir.

 

 

 

 

 

 

 

  • So far so good: Şu ana kadar her şey yolunda anlamına gelir.

 

 

 

 

 

 

 

  • That’s the last straw: Bardağı taşıran son damla, sabır tükendi anlamına gelir.

 

 

 

 

 

  • Your guess is as good as mine: Ben de senin bildiğin kadarını biliyorum anlamına gelir. Tek başına kullanılır.

 

 

 

 

 

  • A bird in the hand is worth two in the bush: Sahip olduğun şey, daha sonra sahip olacağın şeyden daha değerlidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

  • A penny for your thoughts: Senin düşüncen nedir?

 

 

 

 

 

 

 

  • Actions speak louder than words: İnsanların söylediklerine değil, yaptıklarına inan.

 

 

 

 

 

 

  • Get your act together: Daha iyi çalış, daha iyi organize ol anlamlarına gelir.

 

 

 

 

 

 

  • Hit the nail on the head: Tam üstüne basmak anlamına gelir.

    Tek başına kullanılır.

 

 

 

 

 

 

  • Ignorance is bliss: Cehalet mutluluktur.

 

 

 

 

 

 

 

  • It ain’t over till the fat lady sings: Bu iş henüz bitmedi.

 

 

 

 

 

 

  • It takes one to know one: Üzüm üzüme baka baka kararır anlamında kullanılır.

 

 

 

 

 

 

  • It’s raining cats and dogs: Bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor.

 

 

 

 

 

 

 

  • Look before you leap: Yapmadan önce düşün.

 

 

 

 

 

 

 

 

  • Slow and steady wins the race: Yavaş ama istikrarlı olan yarışı kazanır.

 

 

 

 

 

 

 

 

  • The ball is your court: Karar senin.

 

 

 

 

 

 

 

  • The devil is in the details: Şeytan ayrıntıda gizlidir.

 

 

 

 

 

 

Daha fazla deyim öğrenmek ve İngilizcenizi geliştirmek istiyorsanız, Dilgoo’yu takip etmeyi unutmayın. İngilizce kelimeleri hızlı ve eğlenceli bir şekilde öğrenmek istiyorsanız Dilgoo sizin için en iyi adrestir. Takipte kalmayı ve web sitemizi incelemeyi unutmayın.

 

 

İngilizce Deyimler